Susma Hakkı!

Bugün susma hakkımı kullanmak istiyorum. Dünya o kadar hızla değişiyor ki bir şeyler hakkında fikir beyan edebilmek için biraz susmak gerekiyor. Susup sessizliğimizin içerisinde kendimizi dinlemeliyiz. Haksızlıklar, adaletsizlikler, iki yüzlülükler dünyasında susmayı erdem bilen bizler için, iyi şeyler karşısında aklımıza gelen her şeyi bir anda ortaya dökmekten imtina etmemiz gerekir birazda. Bazı iyi şeylerin başlangıcı tüm yerleşik kanaatleri yıprattığından dolayı tepkiler de bir o kadar sert olabiliyor. İyi olduğunu hissediyoruz ama kelam ağzımızdan çıkarken bir çuval inciri berbat edebiliyor. Seviniyoruz, sevincimiz karamsarlık ekiveriyor hepimize. Halimizde, hareketimizde ve dilimizde biraz suskunluk bulunsa birçok şey daha hoş olacak. Yaşanılan birçok sıkıntının giderilmesinde ortaya konulan iyi niyet ta başından yok edilmemiş olacak.

Konuştuklarımızdan geri dönmek zor oluyor. Kelimelerin bir bağlayıcılığı var. Bir söz vicdan sahibi birinden çıktı mı o söz tüm yazılı nüshalardan daha bağlayıcıdır. Ama sözü vicdanında tartıp söyleyebilen insanlar için söylediği sözün sorumluluğunu taşımak zor olmuyor. Lakin söylediği sözü vicdan muhasebesine tutmadan ortaya bırakanlar. Onlar hem sorumsuzluklarını ortaya koyuyor hem sözün arkasında durma şerefini kendilerinde bulamıyorlar. Bir gün önce ağızlarından çıkanı inkar derecesine gelebilecek kelimeleri çekinmeden söyleyebiliyorlar. Bu gün her köşe başında, her gazete sayfasında, her ekranda bu insanları görebiliyor olmak ne büyük talihsizlik.

Bu gün susma hakkınızı kullanın. Konuşacağınız bir konu hakkında biraz düşünün. Gerçekten söylenmesi gerekenler dışında söylenecek sözlerden uzak durun. Hele hele sözlerinizin ardında durun ki şerefleriniz iki paralık olmasın…

Ekim 2009



Bu yazı Erhaber.com sitesinde yayımlanmıştır.

Deneme Yanılma - Hüseyin AKIN


Şairlerin şiirlerini okumak kadar onların nesir olarak kaleme aldıkları kitapları okumakta ayrı bir zevk. Bu noktada İsmet Özel, özel bir yere sahiptir benim gözümde.

İbrahim Tenekeci’nin “Son Düzlük”te kaleme aldığı denemelerinin ardından Hüseyin Akın’ın “Deneme Yanılma” adlı deneme kitabını bir çırpıda okudum. Şairlerin dünyayı faklı algıladıkları malum, bunu şiirlerinin dışındaki kitaplarında görmekte ayrı bir güzellik.

Hüseyin Akın, Deneme Yanılma adlı eserini üç bölüme ayırmış. Birinci bölüm, “Eskizler” adını taşıyor ve yazarın bir nevi poetikası. Şiir ve yazmak üzerine kurulu denemelerinden oluşuyor bu bölüm.

Asıl olanın yazmamak olduğunu düşünen yazar, hayat karşısındaki şaşkınlığımızın bizi yazmaya sevk ettiğini düşünüyor. Sözün ve sükutun alfabeleri sınırlı iken, sessizliğin alfabesinin sonsuz olduğu vurgusunu yapıyor denemelerinde.

Bir sözün güçlü olabilmesini kendi kuvveti dışında tutunduğu dalın kuvvetiyle alakalı görüyor. “Müslüman Şair, bilgi referanslarını nasıl ilahi kaynağa dayandırmak durumdaysa, kalbi referanslarını da ayna kaynaktan almalıdır. Zira hiçbir söz kendinden daha güçlü bir söze tutunmaksızın ayakları yerden kesik bir vaziyette varlığını sürdüremez.” “Müslüman’sanız şiire durmadan önce temiz olmak, niyetinizi gözden geçirmek ve kıbleye yönelmeniz gerekmektedir.” diyor. Bu düşünceye sahip bir insanın dilinden dökülenlere saygı duymak gerektiğini hissediyorum.

“Bütün resmi ideolojiler şiire karşıdır, bütün resmi ilişkiler ve resmi dairelerde selamın yeri olmadığı gibi. Çünkü şiir sizi kendinize yaklaştırır. İnsanın kendine en yakın olduğu an ise, infilakların ve depremlerin vaktidir.” Resmi ideolojiler kendilerini sorgulayan hiçbir söze geçit vermezler, bu yüzden belki de resmi ideolojilerin resmi şairleri var oluyor.

Kitabın ikinci bölümü ise “eski izler” adını taşıyor. Bu bölümde şiire dair duyarlılıklar yazılarda görülse de şiir dışı konulara dokunuyor yazar. Ama bir şair duyarlığıyla olunca bu dokunmalar düşünce yelpazemizden iç ferahlatıcı anlatımlarla karşılaşıveriyoruz.

Konuşmak kadar susmanın önemi üzerinde özellikle duruyor Hüseyin Akın bu bölümdeki yazılarında da, “konuştukça birbirimizden uzaklaşıyor ve konuştukça anlaşamama hızımız artıyor.” Birbirimizi anlamak için konuşmaktan daha çok susmaya ihtiyacımız olduğunu göstermek istiyor.

Eleştiri, can sıkıntısı, uyku ve ölüm arasındaki yakınlık, aşk, intihar düşüncesi, işsizlik düşüncesine farklı bir bakışın yer aldığı denemeler okunmak için kitabın ikinci bölümünde sizi bekliyor.

Kitabın üçüncü bölümü ise şairlere ayrılmış “Küsurat” adını taşıyan son bölümde Hüseyin Akın; Nazım Hikmet, Ziya Osman Saba, Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Zarifoğlu, Hüsrev Hatemi, Arif Ay, Süleyman Çobanoğlu, İbrahim Tenekeci ve İlhami Çiçek hakkında kaleme aldığı yazılarına yer verilmiş. Şairlerin dünyaya bakışları ve şiir algıları hakkında incelemeler yapılmış.

İzzet Koçak & Simeranya Yazıları

Ekim 2009

Bu yazı Kitaphaber.net sitesinde yayınlanmıştır.

Son Düzlük - İbrahim TENEKECİ


Dönüp dönüp okunması gereken bir kitap Son Düzlük, Şair İbrahim Tenekeci’nin denemelerini kitaplaştırdığı eseri. Mesleği gereği değil; meselesi sebebiyle yazan bir yazarın derinliğini görüyorsunuz her denemenin içerisinde.
“Evin tapulu, cümlenin orijinal olanı makbuldür” diyen İbrahim Tenekeci, Son Düzlük’teki yazılarını yüzlerce orijinal cümleyle taçlandırıyor. Ufuk açıyor, yön tayin ediyor.

İnsanın mekanı ile yazı arasındaki benzerlik üzerine kurduğu yazısını “Allah evimizi ve cümlemizi korusun” deyerek bitiriyor. Ev ne kadar önemliyse cümlede o kadar önemli “meselesi”olan yazar için.

Hayatın sıradanlığı karşısında bir başkaldırı olarak görüyor yazar yazmak eylemini. Yazmayı yetenekli insanların fanilik karşısındaki göstermiş olduğu tepki olarak görüyor ve bu tepki ne kadar güçlü olursa insan o kadar uzun yaşıyor. Tabi zaman olarak değil, insan olarak, yazar olarak.

Popüler kültüre karşı oldukça yerinde eleştiriler getiriyor. “O kadar hızlı yaşıyoruz ki bazılarımızın ölmeye bile vakti yok…”diye ekliyor. Popüler kültürün teşhircilik üzerine kurduğu düzeni, yetenekli, sağlıklı ve aklı başında insanları görmek ve göstermekle yok edilebileceğini savunuyor; çünkü bu tip insanların popüler kültür içerisinde yer alma imkanı yok.

Yazar bize sürüden ayrılmayı tavsiye ediyor, sürüden ayrılanı kurt kapar, atasözüne başka bir pencereden bakarak sürünün içinde kalmanın daha tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor. “Sürü içinde kuzu kuzu yaşayanlar zamanla kurtlanmaya başlar.” Bu da pek iyi bir şey değil.

“Çok çalışmak üretimi düşürür” tezini savunuyor ve çok çalışmanın zararını şu enfes tespitiyle ortaya koyuyor: “Bir davaya en çabuk küsenler, yeni bir oluşuma ilk önce gidenler, eski adreslerinde en çok çalışanlardı. Dolayısıyla, çok çalışmanın bağlılığı azalttığını söyleyebiliriz.” Bu cümleleri okuduktan sonra, neden görev yaptığım okullardan hemen kaçmak için fırsat kolladığımı daha iyi anladım.

Çok çalışmanın zararlı olduğunu savunuyor İbrahim Tenekeci ve tembellik hakkını sonuna kadar savunuyor; ama asla kolaycılığı hoş görmüyor, “Bir işin zahmetini çekmeyen kişi, onun değerini bilemez. Bir şeye kolay ulaşan, onu kolay elden çıkarır.” Onun temel eleştirisi durmadan çalışan ama bal yapamayan bir çalışma. Çok üretilen ürünün de kalitesinin düşmesi.

İbrahim Tenekeci Son Düzlük’te bizim zihin sağlığımız açısından oldukça faydalı, ironisi bol, hüznü tamam yazılar kaleme almış. Okumakta fayda var.

İzzet Koçak & Simeranya Yazıları

Ekim 2009

Bu yazı Kitaphaber.net sitesinde yayınlanmıştır.

İmkânsız Öyküler - Rasim Özdenören


Harika bir kapak! Kitabı ilk gördüğümde düşündüğüm şey bu idi. Zaten kitabın içeriğinin beni memnun edeceğinden emindim. Kitabı okuduktan sonra da hayal kırıklığına uğramadım. Ama kapak tasarımı oldukça hoşuma gitti. Tam kitabın adına uygun bir kapak hazırlanmış. İyi kitap kapağından belli olur, demek isterdim ama nice iyi kapaklı içi boş kitaplar dolu kitapçı raflarında.

Daha sonra fark ettim ki İz yayınları Rasim Özdenören’in yenilediği kitaplarını da aynı kapak tasarımında sunuyor okuyucusuna. Buna biraz içerledim. Rasim Özdenören’e ait kitaplığımdaki kitapları İz yayınlarına gönderip yeni kapak tasarımlı baskılarıyla değiştirmelerini istemeyi düşündüm. Bu düşüncemi belki kendimde eleştirmiş olsam da böyle değişiklikleri nedense sevemedim. Hele elinizde olan kitabın yeni bir baskısına eklemeler yapıldığını görmek tamamen sinir bozucu.

Neyse, İmkansız Öykülerimize geri dönelim. Rasim Özdenören Türk edebiyatının önemli bir direği onun yaptıkları da elbetteki önemli. Rasim Özdenören’in denemelerini beğeniyle okurum. Denemeleri önemli bir yeri doldurmaktadır zihin yapımda. İmkansız Öyküler’de Rasim Özdenören, öykü dili ile deneme dilini birbirine oldukça yaklaştırmış. Bazen bir öykümü yoksa denememi okuduğunuz konusunda tereddüde düşebiliyorsunuz. Bu yazım alanında yenilik olarak karşımızda duruyor.

Kitabın içerisinde seksen tane kısa öykü yer alıyor. Öykülerin uzunlukların kitap içerisinde iki sayfayı geçmiyor. Kısa olmalarına rağmen öyküler üzerinde ince elenip sık dokunmuş. Her cümleye kelimeler Rasim Özdenören tarafından bir kuyumcu özeniyle yerleştirilmiş. Ortaya çıkan öykülerde bu emeği hemen görüyoruz.

Kitaba başladığımda ilk iki öyküyü hızla okudum. Döndüm ve tekrar yeniden okudum. Kel Satıcı ve Kör Kemancı öyküleriydi bunlar. Bana kitabın adına uygun olarak kitabın tamamında imkansızlıkların anlatılacağı hissini verdi bu öyküler. İki öyküde gerçekliği imkansızlık içerisinde bırakacak şekilde kurgulanmıştı. Ama daha sonraki öykülerde bunun değiştiğini gördüm. Rasim Özdenören, çocukluk günlerinden, ölümden, bayramlardan, hayatın içinde olan her durumu ustalıkla öykülerinin içerisine almıştı.

Bu güzel ve deneme diline yakınlığıyla ilginç olan öyküleri okumak gerekir.

İzzet Koçak & Simeranya Yazıları

Ekim 2009



Bu yazı Kitaphaber.net sitesinde yayınlanmıştır.

Kıyamete Doğru Bir Koşu!


Hepimiz bir koşu bandının üzerinde durmadan ileriye doğru koştuğumuzu düşünüyoruz. Ayaklarımızın altındaki bant biz hızlandıkça hızlanıyor, hızlandıkça hızlanıyor. Oysa şöyle bir duraklamayı düşünsek bir arpa boyu yol almadığımızın farkına varacağız. Ama durursan düşersin diyen düzen, durmayı asla aklımıza getirmemize izin vermiyor. Bizi hep koşturmanın derdinde dünyanın çarpık düzeni. Oysa bu koşunun sonunda koşunun başındakinden daha çok şeye sahip olabileceğimizin garantisi yok.

Bu düzen nefes almamıza asla izin vermeyecek. Hep yeni hedefler koyup önümüze bizi koşturmaya devam edecek kıyamete kadar. Önümüze yeni ihtiyaçlar listesi ekleyecek, bunlar için koşmalısın, diyecek. Sen koşmazsan başkaları bunu sahibi olacak, diye nefsimizi galeyana getirip kendi düzeni için bizi harcayacak her dakika.
Bir yıllık dünya üzerindeki tahıl üretimi tüm insanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak oranın üzerinde olmasına rağmen dünyanın birçok yerinde insanlar açlıktan ölümlerle pençeleşmekte. Neden, çünkü birileri tüketmek konusundaki yarışta birilerini çok gerilerde bırakmışta ondan. Birileri sınırsızca tüketiyorlar, başkalarının haklarını da tüketerek.

Bizde yarışın içerisindeyiz, hem de her gün yarışta geri kalmamak için çırpınıyoruz. Oysa bu yarışın sonunda elde edeceğimiz hiçbir şey yok. Bir gün tüketecek bir şey kalmayacak dünya üzerinde, en son tüketmekte tükenince tükendiğimizi göreceğiz tüm insanlık olarak. Birbirimizin etlerini bile tüketmiş olacağız acımasızca.

Sınırsız tüketme arzusu yok olmak zorunda kalacak, çünkü tüketecek bir şey kalmayacak tükenmiş olan dünya üzerinde. Tüketmek üzerine kurulan düzen bir anda tükeniverecek. Bu düzenin efendileri kendi kurdukları sarayın altında kalacaklar, kendileriyle birlikte bu düzenin köleleri olan bizleri kendileriyle birlikte bir karanlığa doğru sürüklüyorlar. Çünkü manevi olan her şeyimizi elimizden alıyorlar maddi karşılıklar için.

Dünya çarpık bir düzen içerisinde kendi kaosuna doğru gidiyor. Düzenin efendileri kendilerini kurtarmanın yollarını ararken. Kaos yakın bir zamanda kendi düzenini kuracak sokaklarda. Ve geceleyin bir koşuyu bir ses orta yerinde durduruverecek. Kıyamet kopacak insanlık tüm yapıp ettikleriyle ortada kalacak


Bu yazı Erhaber.com sitesinde yayımlanmıştır.