Gül Mevsiminde Uyanmak
Bazen hemen yanı başınızdadır Aşk, onu görmek için gözlerinizin bağını çözecek bir rüzgarın esmesi gerekir. O rüzgar Kamber için estiğinde kim Kamber gibi bilse Arzu’yu elbette kaçıp gider uzaklara. Lakin hiçbir gerçek ilelebet gizli kalmaz ve bir nefeste dökülür tüm sırlar aynalara. İşte o zaman kalp hiç dillendirmediği aşk lisanında konuşmaya başlar ve hikaye hüzne, aşk imtihana dönüşür.
Necdet Ekici kitabının önsüzünde daha önce yazılmış Arzu İle Kamber hikayelerindeki tahrifatı dile getirerek başlar ve yazar ile toplum arasındaki fay hatlarının hikayeyi nasıl halk hikayesi olmaktan çıkartıp, belli bir düşüncenin aktarımına sunularak özünden uzaklaştırıldığını dile getirir. Ve daha önce yazılmış kitapları ve bunların yaptıkları tahrifatı gözler öne sürür bu önsözünde.
Bu önsüzün ardından Arzu ve Kamber’in öyküsü dile getiriyor yazar. Biz yine kısaca öyküden bahsedelim siz uzun uzun kitaptan okumayı ihmal etmeyin.
Behram Ağa, karısı, oğlu kamber ve uşaklarıyla birlikte hac için yolculuktadır. Uzun ve meşakkatli bir yolculuğun sonunda dinlenmek için seçtikleri konak yerinde eşkıyalar tarafından saldırıya uğrarlar. Bu saldırı sırasında kamber ve Behram Ağanın kahyası dışında kafiledeki kimse sağ kalmaz. Kahya ise yaralıdır. Kamber ise yetim kalmıştır. Kahya Kamber’i yakın bir köye götürmenin çabasıyla yola koyulur ancak bir yerde dermanı kesilip yıkılır. Bu sırada Kamber babalık yapacak olan Subaşı atıyla çıkagelir. Kahyadan olup bitenleri öğrenir. Kamber’i yanına alır ve Arzu gibi belleyip yetiştireceği konusunda kahyaya söz verir. Böylece Arzu ile Kamber aynı çatının altında kendilerini birbirlerine kardeş olarak bilerek büyürler. Büyürler lakin gün gelir Arzu, Kamberin kardeşi olmadığını duyar, annesi de kızına kamberin kim olduğunu anlatır. Arzu, kardeş bellediği Kamber’in kardeşi olmadığını bildikten sonra gönlüne bir ateş düşer, buna aşk denir. Bir gün içindekileri Kamber’e anlatır, Kamber Arzu’nun dediklerine inanmak istemez, bunu asla kabul etmeye yanaşmaz; lakin durumun Arzu’nun anlattığı gibi olduğunu anlayınca rüzgar bu kez Kamber’in kalbini Arzu’ya yakar. Birbirlerine karşı sevdalı bulurlar kendilerini. Lakin bu kez ayrılık rüzgarları eser sevenler arasında. Arzu bir akrabasına verilir. Kamber Arzu’ya kaçmalarını teklif eder, ama arzu bu teklifi kabul etmez. Kamber evden ayrılır, dağda ovada mecnun gibi dolaşmaya kurtla kuşla konuşmaya başlar. Bu sırada Masum Paşa ile karşılaşır, Paşa Kamberin derdini öğrenince sevenleri birbirine kavuşturmak için Arzu’yu çadırına getirtir. Kamber Arzunun kendisine karşı olan sevgisinden şüphe eder ve ondan parmaklarını kesmesini ister, Arzu ise hiç tereddüt etmeden keser parmaklarını, iki sevdalı Masum Paşanın çadırında kavuşmanın sevincini yaşarlar. Anaları çadıra gelir ve onları affettiğini söyleyerek eve gelmeye ikna eder lakin maksadı Kamber’i zehirlemektir. Bu maksat anlaşılınca kamber evden kaçıp gider ceketini alıp bu hareket ana bildiği kadından gelince çok ağrına gitmiştir. Arzu gelinlik giydirilip amcası oğluna gelin gönderilir; lakin kalbi Kamber’den başkasını ne bilir ne de görür. Yedi bahar sonra Arzu ile Kamber bir nevruz bayramında karşılaşırlar ve bir daha ayrılmazlar, halk ikisinin mezarını türbe edinir. Sevginin aynası olarak.
Okumak aşkı elbet yaşamaktan kolay…
Bu yazı Kitaphaber.net sitesinde yayınlanmıştır.
Arzu ile Kamber - Necdet Ekici
Etiketler: Kitap Yazıları | 0 yorum
Ciddi Olalım!
Son otuz yıl içerisinde ülkemizin içerisinden çıkamadığı çok önemli bir sorunu var. Siz bu soruna ne ad verirsiniz bilemiyorum. Ben, bir yaranın adının ne olduğundan çok tartışılması gerekenin yaranın iyileştirilmesinde takınılacak tutumlar olduğu kanaatindeyim. Bu sorunun otuz yıldır içinden çıkılamıyorsa bunda otuz yıldır uygulanan yöntemlerin bir işe yaramadığının görülmesi gerekiyor. Eğer uygulanan yöntemler başarılı olsaydı biz bu sorunun yerine başka şeylerden bahsediyor olurduk. Sorun hala gündemde ve bir şeyler yapılması gerekiyor.
Bazı şeylerin varlığı zamanla kanıksanır. Onun olması doğal bir hal alır. Bu kanıksanan durum en kabul edilemez bir yaşam dahi olsa insan alışmaya görsün, her şey normal gelmeye başlar. Otuz yıldır bölgede süren çatışmaların ülkeye verdiği zarar ve insanımıza yaşattığı acı öyle kanıksandı ki yıllardır uygulanan yanlışlardan dönülmeye dair yapılan her adım, ne yazık ki aşırı reddiyelerle karşılaşıyor. Bu reddiyelerin çözümsüzlükleri çözmeye bir faydası var mı? Yok! Al bayrağa sarılı yirmi yaşında gencecik delikanlılarının toprağa girmesini engelliyor mu? Bir cenazenin daha gelmemesi için denecek bir yol varsa o yol mutlaka denenmelidir.
Bugün birileri o yolu denedikleri için asla kınanmamalılar. Kini, öfkeyi ve düşmanlıkları ortadan kaldırmak onları ekmekten daha zor. -Birilerinin yıllarca bu kini ekmek için ellerinden geleni artlarına koymadıklarını devam eden bir mahkemenin tutanaklarında görüyoruz.- Araya kan girmiş olmasına rağmen bunu denemeye çalışmak gerçekten yürekli bir iş. Yoksa zaten kanıksanmış olan acılarla yaşamaya devam edip gitmemizden dolayı kimse bu günkü kadar feryat figan olmazdı. Şimdi silahlardan çok türkülerin konuştuğu güzel günler için iyi niyetlerimizi masa önlerine koymamızdan bir zarar gelmeyecektir.
Bir yarayı birkaç günde iyileştirmek mümkün değil elbetteki. Ama yaranın iyileşmesi için yapılması gerekli birçok şey var. Bu güne kadar onu yok sayarak, yarayı dağlayarak, kesip atmaya çalışarak tedavi etmeye çalıştık. Bu yarayı derinleştirmekten başka bir fayda vermedi. Artık bu yaranın iyileşmesi için sabra, iyi niyete, bakıma ihtiyacı var. Yaranın iyileşmesi için yapılacak şeyleri öyle gözümüzde büyüterek yaranın yanına yeni yaralar açmaya gerek yok. Sakin olmalıyız ve yapılacak işlerde takınılan iyi niyeti desteklemeliyiz.
Bu yaranın iyi olması için hep birlikte ciddiyet içerisinde hareket etmemiz gerekiyor. Ciddiyetsiz laubali tavır ve davranışların kimseye bir faydası olmayacaktır.
Barış ve huzur dolu günler nasip etsin Rabbim hepimize…
Etiketler: Erhaber Köşe Yazıları | 0 yorum
Ferhat ile Şirin - Fatma Şengil Süzer
Aşk çileli bir imtihandır.
Benim için aşk hikayeleri içerisinde Ferhat ile Şirin’in ayrı bir yeri olmuştur. Bütün aşk derdine düşmüşlerin çilesi bir başkadır, her başkalık kendi içinde bir imtihandır. Ferhat’ın imtihanı bir başkadır bu hikayeler içerisinde. O aşkının imtihanıyla kendisine sunulan en meşakkatli işleri bile yapmaktan geri durmamış, sevdiği Şirin’ine kavuşmak için elinden geleni yapmıştır. Bu mücadele sonrasında o da diğer hikayelerde olduğu gibi sevdiğine kavuşamamıştır.
Aşk Hû!
Aşk ile vurunca dağlar dize geliyor.
Ferhat karşısında dize gelmek istemeyen dağlara yüreğinden kopan bu nida ile vurunca, dağlara bile dize gelmekten gayri bir yol gözükmüyor. Dağları dize getiren Aşk, lakin insanları yola getiremiyor. Ve sevenler meşakkatli sınavları geçseler de bir türlü birbirlerine kavuşamıyorlar.
Sevenlerin asıl imtihanı, asla kavuşamayacak olmalarını bilmelerine rağmen birbirlerine kavuşmak için son nefeslerine kadar mücadele etmeleri.
Fatma Şengil Süzer, Ferhat ile Şirin’i Aşk Klasikleri serisinin beşinci kitabı olarak Timaş Yayınları tarafından yayınlandı. Timaş Yayınları bu seri ile oldukça iyi bir çalışma ortaya koymuştur. Belki art arda kitapları okuyunca sanki birbirinin benzeri öyküler okuyor hissine kapılıyor insan, lakin mazmunları kuvvetli bir edebiyatın ortaya koyduğu ürünlerin birbirine benzeyenler arasındaki farkı ortaya koymak olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor.
Hikayemiz kısaca şöyledir, biz kısasını diyelim ama aslını mutlak kitaptan okumak gerek bunu da baştan diyelim…
Ferhat nakkaş bir babanın oğludur, Şah Mehmene Banu’ya yapılan sarayın nakışlarını yaparlar baba oğul. Bu sıra Ferhat, Şirin’i görür ve kalbi aşk ile dolar. Onu tekrar görmek bu dünyadaki tek arzusu iken, saraya su getirmek için Bîsütun dağının delinmesi fermanını duyar. Şirini görmek için bu bir fırsattır ve Ferhat Bîsütun dağını delmeyi kabul eder babasını tüm uyarılarına rağmen. Ve kalbi aşk ile yanan Ferhat Bîsütun dağını delip saraya suyu getirir. Bundan sonra da yeri sayardır gayri. Ferhat ile Şirin bu dönemde artık birbirlerini sık sık görmektedirler. Bu durumları bir çift göz tarafından görülür ve Şah Mehmene Banu’ya ulaştırılır. Ferhat zindana atılır, onların gammazlayan cellada teslim edilir, dedikodu etmesin diye. Sevenler için ayrılık derdi baş gösterir. Ferhat zindandan kaçar ve dağlarda ovalarda dolaşır. Bu sırada Şah Hürmüz ile karşılaşır, Şah Ferhat için Şirin’i kaçırır. Lakin bu kez şahın oğlu Şirin’e tutulmuştur. Oğlunun da Ferhat gibi deli divane olmasını istemeyen Şah Hürmüz’ün karısı Şah’ı kandırır, ve bir hile ile Ferhat ile Şirini ayırmaya karar verirler. Ferhat yine dağı delecektir lakin süre konmuştur bu kez. Olsun Ferhat Aşk Hû diyerek onu da elbet dize getirecektir. Ama bu kez Ferhat dağ ile dövüşürken kendisine Şirin’in ölüm haberi yalandan verilir. Bu acıya hangi aşık dayanabilir ki!
En zor şey öykünün sonuna anlatabilmektir yazan için. Okumak gerek tenden önce ruha ulaşmak için…
İzzet KOÇAK & Simeranya Yazıları
Bu yazı Kitaphaber.net sitesinde yayınlanmıştır.
Etiketler: Kitap Yazıları | 0 yorum
Süleyman ile Belkıs - Fatih Okumuş
Hz. Süleyman ile Sebe Melikesi Belkıs arasında yaşananların bir aşk hikayesi serisi içerisinde yer alması ne kadar doğrudur bilemiyorum. Bu kıssaların bu şekilde kategorize edilmesini tuhaf bulsam da Timaş yayınlarının hazırlattığı bu seri edebiyatımıza çok önemli bir eser kazandırmıştır, o da tabi ki Nazan Bekiroğlu hanımefendinin “Yusuf ile Züleyha”sıdır. Serinin diğer kitaplarına haksızlık etmemek gerekir. Yusuf ile Züleyha başka bir yazı konusu, burada konu Süleyman ile Belkıs…
Kitap oldukça akıcı, bir başladınız mı hemen sonunu getiriyorsunuz. Hüthüt’ün içtimaa geç kalmasıyla başlayan öykü, Belkıs’ın iman etmesine dek sürüyor. Belkıs’ın imanından sonra kitap kısa öykülere dönüveriyor. Hz. Süleyman ile ilgili anlatılan küçük öyküler art arda kendisine yer buluyor sayfalarda. Ama bunu yadırgamıyorsunuz. Hatta bu durum ilginizi de artırıyor. Belkıs, bu öyküleri arşiv kayıtlarından bizlere okuyor. Ayrıca Hz. Süleyman ve tebliğinin özelliklerini az da olsa bu hikayeler içerisinde bulabiliyoruz.
Daha önce Murat Koçak’ın “Belkıs’ın Tahtı” adlı romanını burada tanıtmıştım. Murat Koçak alışılmış kalıpların dışına çıkarak anlatmıştı, Hz. Süleyman ile Belkıs arasında yaşananların kıssasını, Fatih Okumuş ise geleneksel kalıpları korumaya özen göstermiş. İki yazarında amacının kıssanın daha doğru anlaşılmasına yardımcı olmak olduğu kanaatindeyim. Bu noktada iki kitabında birlikte okunması iyi olacaktır.
Kıssaların temel amaçlarından uzaklaştırılmalarından okuyucuya aktarılması gerektiğine inanıyorum. Kuran’ın bize bildirdikleri dışında Hz. Peygamber dışındaki peygamberlere dair kaynaklar o dinlere inananların kaynaklarından alınan bilgilerden oluşuyor. Bu bilgilerin ne kadar sağlıklı olduğunu değerlendirme yapabilecek bir bilgiye ben sahip değilim. Ama bu konuda yazanların buna dikkat ettiklerini tahmin ediyorum.
Timaş yayınları arasında çıkan Süleyman ile Belkıs, bir göz kamaşması içerisinde okuyucusunu bekliyor.
İzzet KOÇAK & Simeranya Yazıları
Bu yazı Kitaphaber.net sitesinde yayınlanmıştır.
Etiketler: Kitap Yazıları | 0 yorum
Mem ile Zin - Sadık Yalsızuçanlar
Mem ile Zin, Kürt dilinin en eski hikayelerinden birisi, Sadık Yalsızuçanlar, Ahmed-i Hani’nin Osmanlıca bir nüshasından hareketle öyküyü kaleme alıyor. Oldukça iyi bir iş yapıyor. Genel olarak sözlü bir yere sahip olan hikaye bu sayede yakın dönem içerisinde kitaplaştırılmış oluyor. Kadim aşklar arasındaki bilinirliğini de böylece sağlamış bulunuyor.
Diyebiliriz ki bir zengin kız, fakir oğlan hikayesi Mem ile Zin…
Klasik aşk hikayelerimizdeki temel yapıyı korur hikaye. Beşeri aşktan ilahi aşka yönelir. Aşk tensel bir beklentiden ziyade ruhi bir olgunlaşmanın sembolüdür. Bu hikaye sonunda da yine aynı sonuç ortaya çıkar. Kavuşamayan sevgililer aşk ile terbiye olurlar ve ilahi aşka kavuşurlar. Artık onlar için kavuşamamanın ıstırabı, yüceliğin mertebesi haline gelmiştir.
Hikaye kısaca şöyledir; Sitti ve Zin Botan Beyinin kız kardeşleridir, güzellikleriyle etraflarını büyülerler. Tacdin ile Mem ise çok yakın arkadaştırlar. Tacdin bileği kuvvetli bir yiğittir ve soyca üstündür. Mem ise akıllı, güzel huylu bir delikanlıdır. Kızlar ve delikanlılar nevruz şenlikleri sırasında karşılaşırlar ve birbirlerine aşık olurlar. Kara sevda ile yataklara düşerler, bu hal içinde iken kendilerine yardımcı olan bir kadın sayesinde hem kızların hem de erkeklerin birbirlerini sevdikleri anlaşılınca Botan Beyden kız kardeşleri istenir. Tacdin’i soyca kendisine uygun bulan Bey, kız kardeşi Sitti’yi ona verir, lakin Beko adlı adamının da telkinleriyle Zin’i Mem’e vermez. İki sevdalı arasındaki ayrılığın elemiyle perişanlıkları başlar. Mem bir gün Zin’i görmek için beyin konağına girer, Bey tarfından yakalanacakları bir sırada dostu Tacdin kendi evini yakar, bey ve adamları onlara yardıma gidince Mem ile Zin Beye yakalanmaktan kurtulurlar. Mem hemen kendisi için evini yakan Tacdin’e yardıma gider. Ama Mem ile Zin arasındaki aşk artık dillere düşmüştür. Botan Beyi bu işe bir çözüm bulmak ister. Yine kötü kalpli adamı Beko’nun verdiği akılla Mem’e bir tuzak kurulur. Tuzak sonunda Mem öldürülecektir. Bu tuzağı yine Tacdin bozar, Beyde Mem’i kısa bir süre hapse atmak ister ve bu kabul edilir. Ama bu kısa süre bir yıldan fazla sürer. Mem zindanda gelip geçici olana değil, kalıcı olana bağlanmak gerektiğini inanarak rabbine bağlanır. Aynı durum Zin içinde geçerlidir. Tacdin’in beyi zorlaması sonucunda Mem’i zindandan kurtarmak ister. Bey Zin ile konuşmaya gittiğinde Zin kanlı gözyaşları döker ve kan kusar, bey insafa gelir ve kardeşini Mem’e vermeye razı olur. Zin zindana müjdeli haberle Mem’i memnun etmeye gittiğinde Mem ölmeden ölümü tatmıştır ve Zin’i görmesiyle birlikte canını gerçekten teslim eder. Onun ölümü üzer Zin Botan Beyi Ağabeyinden kendisini Mem’in ayak ucuna defnetmelerini ister. Bey ise kardeşini Mem’in mezarının içine koyar. Mem biricik sevdiğini büyük bir sevgiyle mezarında kucaklar.
Timaş Yayınlarının Aşk klasikleri serisi içersinde yer ala Mem ile Zin hikayesi, Nazan Bekiroğlu’nun özel kitabı Yusuf ile Zuleyha’dan sonraki en önemli kitaplardan birisi. Halk arasında bilinirliği olan öykünün kitaplaştırılması oldukça önemli bir çalışma. Bu çalışmaya kalemiyle güç katan ise yazar Sadık Yalsızuçanlar.
Aşk Klasiklerini okumayı sevenlerin okuması gereken bir eser Mem ile Zin.
…
İzzet KOÇAK & Simeranya Yazıları
Ekim 2009
Bu yazı Kitaphaber.net sitesinde yayınlanmıştır.
Etiketler: Kitap Yazıları | 0 yorum